

Mevlid-i Nebi Programı
22 Ekim Cuma günü saat 10.00'da okulumuz konferans salonunda Mevlid-i Nebi programını icra ettik. Okulumuz İHL Meslek Dersleri öğretmenlerine ve programın hazırlanmasında emeği geçen tüm öğrencilerimize teşekkür ediyoruz.
Mekkenin Kureyş'inde yaşayamayız, açlık günlerinde ona eşlik edemeyiz, hüzün yılında gözyaşına ortak olamayız, Bedir'de sevincini paylaşamayız, yetimliğini, yurdundan sürülüşünü mücadelesini, inancını hiç bitmeyen inancını onunla omuz omuza soluyamayız. Fakat bütün bunları yapamıyor oluşumuza rağmen ona ve öğretilerine duyduğumuz ihtiyacı, sanki bugün yaşasa dünyayı kurtarıvereceğini hissederiz, biliriz. Onu gönlümüzde böylesine diri tutan aslında Rabbinden getirdiği risalete duyduğumuz ihtiyaçtandır. O şifayı taşıyan elçi, o fırtınalı denizin feneri, o kaybolduğumuz girdabın pusulasıdır. Ezilen, zulüm gören, acı içinde kıvranan insanlığın muhtaç olduğu merhamettir. Adalettir, şefkattir. O, Hz. Muhammed'dir. O, Kızlarını gömen, tanrılarını yiyen bir toplumu asrısaadet toplumuna dönüştüren bir büyük devrimcidir. Mekke'de İslam devleti kurulduğunda yani o müminlerin peygamberi ve devlet başkanı olduğunda yani dünyalık bütün yetki ve makamı elinde bulundurduğu halde bir kuru hasır üzerinde uyuyandır. Seni saraylarda yasatalım diyen Hz. Ömer'e "İstemez misin ey Ömer, bu dünya onların ahiret bizim olsun" diyendir. Kendisinden utanıp çekinen bir bedeviye, rahat ol kardeşim! Bende senin gibi kuru et yiyen bir kadının oğluyum diyendir. Davasından vazgeçmesi için mal ve mevki teklif edildiğinde gözyaşları çöl kumlarına süzülürken, "Bir elime güneşi bir elime ayı verseniz ben davamdan vazgeçmem" diyendir. O inançtır, karalılıktır, mücadeledir. Ölmeden önce zaten az olan kişisel mal varlığının tümünü devlete bağışlamış, kendisine hediye edilen 70 ten fazla köleyi azad etmiş, yaşadığı müddetçe zengin ve fakir arasındaki uçurumu gidermek için uğraşmıştır. Utanç kabul edilen kız çocuklarına pozitif ayrımcılık yapmış ve sanki en çok kızlarını sevmiştir... Davası uğruna yaşadığı ve dünyada her şeyden çok sevdiğini söylediği Mekke'den ayrılmak zorunda kalmış, 63 yıllık hayatına yetimliği, öksüzlüğü, beş evladının acısını sığdırmıştır. Yaşadığı süre boyunca savunma savaşı dışında asla savaşmamış, o dönemde savaş esirlerine büyük işkenceler yapılırken o esirlerin ellerinin bağlanmasını dahi yasaklamıştır. Kadın erkek köle hür ayrımı yapmadan bütün Müslümanların okuma yazma öğrenmesini teşvik etmiş, adeta bir eğitim öğretim seferberliği ilan etmiştir. Tam 1500 yıl önce modern hukukun yeni kavuştuğu evrensel ilke ve yasakları veda hutbesinde ümmetine vasiyet etmiştir. Ve biliyor musunuz, bizleri çok merak ettiğini söylemiştir. Kendisini görmediği halde ona inanan kardeşlerini...